Dünya Hepimize Yeter (mi?)

Dünya Hepimize Yeter (mi?)

Sarkis Çerkezyan henüz çocukken yurdu olan Karaman’dan ayrılıp İstanbul’a gelmek zorunda kalır ailesiyle. Karaman’dan ayrılmadan evvel evlerinde halı, kilim, ne var ne yok hepsini toplayıp güvenilir diye ilin müftüsene emanet ederler.
Yıllar sonra İstanbul’dan Karaman’a dönerler. Kız kardeşi Suriye’ye gelin gidecektir. Ama kendisine verebilecekleri bir şeyleri yoktur. Ne elde vardır ne avuçta. Sarkis’in annesi kalkıp müftüye gitmeye karar verir. Eve girer girmez yerlerde ve duvarlardaki halıları, kilimleri görür, tanır. Yıllar evvel emanet diye bıraktıklarıydı.
Sarkis’in annesi okumuş, gün görmüş bir kadındır. Bir lisanı münasiple kızının Suriye’ye gelin gideceğini, durumlarının da fena olduğunu izah edip yıllar evvel emanet ettikleri birkaç halı ve kilimi utana sıkıla ister. Müftü Bey karşılık olarak durumlarının uygun olmadığını, yardım edemeyeceğini söyler. Müftünün malından istememişti oysa. Emanet bıraktıklarından birkaç parça istenmişti, hepsi de değil, birkaç parça sadece…
Mutluluğun, huzurun, hürlüğün öte dünyada olduğunu salık veren bir ehl-i iman sahibi müftü gözünü dünyaya, harama dikmişse… Cemaat neylemiştir düşünün…
Kurtuluş Savaşı sonrası yurdu demir ağlarla örecektik ama öremedik. Moskof’un komünizminden kaçarken libaral sistemi iktisatta başaramadık belki ama gündelik hayatımızda kusursuz bir başarıya ulaştırdık. Halkımız bir gecede büyük balığa dönüşüp “öteki” küçük balıkları ya yutuyor ya da öylece ölüme terk ediyordu. Sistem toplumsal hayatımıza fevkalade işlemişti. Halkımız meğer hür girişimciymiş doğuştan da uygun koşulları/fırsatları bekliyormuş. Saraçoğlu, “Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz” dememişti henüz ama kader ağlarını örüyordu ilmek ilmek. Sistem arzu ettiği şeye ulaşmak adına ne var ne yok eksik etmiyordu. Bazılarına yasa çıkarıp elinde avucunda ne varsa alıp, bazılarına da kalanın talanı için serbesti tanındı: bırakınız geçsinler/yapsınlar. Sahip olunacak bir şey kalmayıncaya dek sürdü bu hayasızca akın.
Sonra fevkalade bir coğrafyayız! Çok şahane bir toplumuz! Tekmil cihan bu şahane toplumu yok etmeye, topraklarımızı parça parça etmeye çalışıyor! Gavurların gavurluğu bitmiyordu! Biz hep sadece kendimizi koruyorduk! Misal “modern Türkiye” öncesi Osmanlı, hep kendini korumak için, hep mecbur kaldığı için savaştı! Gittiği her yere de barış, özgürlük, mutluluk ve rahat götürmüştür! Ayrıca soykırım da yapmayız biz asla! Çünkü Allah korkumuz var! Allah korkusu… Hem biz bir şey yapmadık! Ermeni çeteleri çığrından çıkmıştı ve yapacak bir şey yoktu! Tehcir ettik ve yolda bazı talihsiz kazalar yaşanmış olabilir! Evet olabilir…
Yalanın sonu yok. Tarih avcıların tarihi nasılsa. Avcı hep kahraman. Av ise hep sefil bir yaratık. Neyse ki avcının iman dolu göğsü var… Sonrasını biliyorsunuz… Kazandığımız savaşları masa başında kaybettik filan… Tarih tezimiz güzeldi de keşke karşı tez daha güçlü durmasa…
Çılgınlığın sonu yok. Dinmek bilmez daha fazlasına sahip olma arzusu… Daha fazlasına sahip olabilmenin cazibesi, dayanılmaz bir çoşku…
Hem neden daha azıyla yetinilsin ki? Gavurun malı denizdi, müslümana helaldi!
Dünya hepimize yeter mi diye soruyoruz. Kimsenin malına, mülküne, namusuna göz dikmeyiz diyenlerin an geldiğinde nasıl birer yırtıcıya dönüştüğü herkesin malumu. Hep şükürden bahsedenlerin, yetinmeyi bilmeyip başkasının malına göz diktiği/koyduğu bu yerde dünya nasıl yetsin hepimize? Nasıl yetsin bu gözü dönmüşlerden? Aç yırtıcılar diyordu şair, onlardan dünya hepimize yeter mi?
Yetmiyor…

About Hakan Tunç

Hakan Tunç

Leave a reply translated

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>